Kadıköy’ün sahaflarında dolaşırken bulduğum ve bir çırpıda okuyup bitirdiğim bir kitap, beni ülkenin sıkıcı gündeminden, bitip tükenmek bilmeyen siyasi tartışmalarından, ekonominin belirsizliğinden, 6’lı Masa’nın garipliklerinden, aday-ların kim-ler olacağı sorusundan alıp götürdü.
Sezer Duru’nun, Edebi Şeyler Yayınevi tarafından 2016 yılında basılan “Milena-Kafka’nın büyük aşkı Milena’nın hayatı ve seçme yazıları” isimli kitabından söz ediyorum.
Cumhurbaşkanı seçim tarihini Demokrat Parti (DP) vurgusuyla 14 Mayıs olarak açıkladığında, aklıma önce ilk kez oy kullanacak olan genç seçmenler geldi. Yani Z kuşağı.
Sayılarının 6-7 milyon olduğu söyleniyor fakat buna ikinci kez oy kullanacak olanları da eklemek gerekir. Sonuçta onlar da aynı kuşaktan ve genç seçmen.
Aziz Nesin’in şu sözü sık sık aklıma gelir: “Türk halkı kışkırmaya çok müsaittir, her an kışkırabilir.”
Ne kadar haklı olduğunu maalesef defalarca yaşayıp öğrendik. Sanki birileri diğerlerinden hınç almak, taşlamak, linç etmek için, başka birilerinin hareket geçmesini bekliyor gibi. En ufak elektriklenmede kitleler harekete geçiyor. Bunun en konforlu yeri de sosyal medya oldu.
Türkiye’nin gözbebeği Boğaziçi Üniversitesi’nde iki yıl boyunca olup bitenler için söyleyecek söz kalmadı. Olup bitenler artık saçmalık ötesi bir durum. Başka açıklaması yok.
Dünya çapındaki hocaları okuldan uzaklaştırdılar. Üniversite yönetiminde antidemokratik uygulamalarla, okulu birbirine kattılar. Öğrencileri okuldan soğuttular.
Zafer Partisi Genel Başkanı Ümit Özdağ, İstanbul’da yaptığı basın toplantısında, her gün yeni bir tartışmanın yaşandığı, yeni bir iddianın gündeme geldiği Türk siyasetinde çok büyük bir tartışmanın fitilini ateşledi.
Özdağ, İYİ Parti’nin kuruluş sürecinde Meral Akşener’in kendisine, “Bir helikoptere atlayıp Kandil’e gitsem. Duran Kalkan ve Cemil Bayık ile konuşsam. Ne istiyorsunuz diye sorsam ne olur?” dediğini ileri sürdü.
Düşünsenize, hayatımızda ihtimaller olmasaydı ne yapardık?
Âşık olma ihtimali, para kazanma ihtimali, hastalıktan kurtulma ihtimali, yeniden başarabilme ihtimali, mağlubiyeti galibiyete çevirebilme ihtimali, bir işi kaybettikten sonra yenisini bulma ihtimali…
Sosyal Demokrasi Vakfı'nın (SODEV) bir süre önce yaptırdığı, “Gençlik Araştırması"nda bu soru sorulmuştu: “10 bin dolar maaş alarak İsviçre’de mi, yoksa yarı maaşa, yani 5 bin dolara S. Arabistan’da mı çalışmak istersiniz?”
Gençlerin yüzde 72,2’si tereddütsüz yarı fiyatına İsviçre’yi tercih edeceklerini söylemişti.
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na verilen hapis ve siyaset yasağı cezası tartışmaları sürerken, şimdi "terör soruşturması" gündemde.
İçişleri Bakanlığı, İBB’ye bağlı kuruluş ve iştiraklerde işe alınan personelin terör örgütleriyle ilişkili olduğunu iddia ediyor. Bununla ilgili tevdi raporu da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın özel soruşturma bürosuna teslim edildi. Kısacası İBB’nin, terör örgütleriyle ilişkisi olan kişileri, bilerek ve isteyerek işe aldığı iddia ediliyor. Bu kapsamda belediye yönetimin terör örgütleriyle ilişkisi olduğu iddiaları araştırılacak.
Mahkemenin verdiği gerçekten anlaşılması zor bu karar kesinleşirse İmamoğlu yasalar gereği belki hapis yatmayacak olabilir ama hem İBB Başkanlığı görevini bırakmak zorunda kalacak hem de -eğer aday gösterilecekse- cumhurbaşkanlığı seçimine katılamayacak.
Ortada çok büyük bir mağduriyet olduğu gerçek. Çünkü iktidar yanlılarının önemli kısmı dâhil büyük çoğunluk, İmamoğlu’na verilen cezayı haksız buluyor. Hele ki siyasi yasağı…
Gerçekten çok ilginç bir ülkede yaşıyoruz ve bazı şeyler hiç değişmiyor.
1998 yılında, mahkemenin bugün herkesin eleştirdiği kararıyla dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Tayyip Erdoğan’a ceza vermiş ve siyaseten yasaklanmıştı. İnsanlar bu durumu protesto etmek için Saraçhane Meydanı’na koşmuştu. Ben de muhabir olarak canlı yayında bu gelişmeleri Saraçhane Meydanı’ndan izleyicilere aktarmıştım.
İsmailağa Cemaati'ne bağlı Hiranur Vakfı'nın kurucusu Yusuf Ziya Gümüşel'in kızını, henüz 6 yaşındayken, 29 yaşındaki bir başka cemaat üyesiyle evlendirmesi, ortaya atılan iddialar Türkiye’nin psikolojisini bozdu.
Sarsıldım. Karnıma ağrılar girdi. İddianameyi ve ilgili haberleri güçlükle okuyorum, yazı yazmakta bile zorlanıyorum.
Gıda fiyatlarındaki aşırı artışla ilgili olarak hükümet sorumluluğu üstüne almayıp market zincirlerini gıda terörü yapmakla suçluyor, tartışmalar sürüyor.
BİM İcra Kurulu Üyesi ve aynı zamanda Gıda ve Perakendecileri Derneği Başkanı Galip Aykaç sorumlunun marketler olmadığını dile getirdi.
Ülke olarak çok önemli sorunlarımıza karşı şahane bir çözümümüz var; müzik yasağı.
Covid-19 pandemisi ile ilgili önlemler yavaş yavaş kaldırılırken, bir tek müzik yasağı sürdürülmüştü. Yani müzik yasağı sürdürülünce, virüsün yayılması engellenmiş oluyordu.
Cumhurbaşkanı’nın “Esad’la görüşme olabilir. Siyasette küskünlük olmaz. Eninde sonunda adımlarımızı atarız” açıklamasına hemen hemen kimse karşı çıkmadı.
Karşı çıkmadı ama tartışmalar da sürüyor.
Hayatım boyunca, seveninin de nefret edeninin de kendine göre haklı nedenleri olan iki insan tanıdım. Bunlardan biri Hıncal Uluç’tu.
Bir dönem çok sık bir araya gelirdik. Özellikle Türker İnanoğlu’nun davet ettiği akşam yemeklerinde. En azından 15 günde bir Türker İnanoğlu arar, bizleri bir araya getirirdi. Masanın müdavimleri arasında Uygar Eremektar, Zafer Balkan, Şengül Balıksırtı, Erdal Şafak, Erman Yerdelen, Ünal Özüak, ben ve Hıncal Abi vardık.